Dr. Hasan M. Telatar
EDİTÖR
     Dr. Hasan M. Telatar, 1925 yılında Pazar, Rize'de doğmuştu. İlk ve orta öğrenimini Pazar, Lise Öğrenimini Trabzon'da tamamladıktan sonra 1943-1949 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitimine devam etmiş ve 1949 yılında Tıp Doktoru olarak mezun olmuştur. Dr. Telatar, yedek subaylık görevini tamamladıktan sonra, 1951 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi II. Dahiliye Kliniğinde asistanlık görevine başlamış ve 1954 yılında "İç Hastalıkları Uzmanı" ünvanını almıştır.Aynı Klinikte Baş asıstan görevine atanmış ve bu görevini 1957 yılına kadar sürdürmüştür.
     Dr. Telatar 1957-1959 yılları arasında " Üniversity of Virginia Scool of Medicine"da "gastroenteroloji fellow"u, 1959- 1961 yılında "Newyork Medical College" da ve 1961-1963 yılları arasında da "Elmhurst General Hostitelé" da "gastroenteroloji fellow"u ve "İnternal medicine instructor"ı olarak çalışmalarına devem etmiştir.
     Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki Çalışmalarına öğretim görevlisi olarak 1963 yılında başlayan Dr. Telatar 1964 yılında İç Hastalıkları Doçenti ünvanını almış, 1969 yılında Profesörlüğe atanmıştır.
     Hacetttepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı ve Gastroenteroloji ünitesi başkanlıklarını da yürütmüş olan Dr. Telatar'ın yurt içi ve yurt dışında yayınlanmış 150 den fazla bilimsel çalışması vardır. Dr. Telatar evli ve bir çocuk sahibidir.
Sayın
Prof. Dr. Hasan Telatar'ın ardından
Prof. Dr. Şükran KARACADAĞ
     Prof. Dr. Hasan Telatar'a vede etmek bana çok güç geldi. Bu çok değerli insanın veda töreninde konuşarak O'nu anlatmak ve derin üzüntümü belirtmek isterdim, ancak saglığım buna elvermediği için bu görevimi yapamadım. Bunun üzüntü ve eksikliğini hala içimde hissediyor, kısada olsa burada O'nu anlatmak istiyorum.
     Prof. Dr. Hasan Telatar, 30 yıl Hacettepe Tıp Fakültesi'nde hizmet etti. İç Hastalıkları servisinin ilk nüvesini rahmetli Prof. Dr. Şeref Zileli ile birlikte kurdu Prof. Telatar daha sonra Hacettepe Tıp Fakültesi Gastroenteroloji servisini kurarak geliştirmiş ve daima ileriye gitmesi için öncü olmuştur.Türkiye'de gastroenterolojinin gelişmesinde çok çaba sarfetmiş ve büyük katkısı olmuştur.
     Hasan Bey'le sevgi, saygı ve uyum içinde uzun yıllar birlikte çalıştık. Bu zaman zarfında ondan çok şey öğrendim ve aramızdaki bu sevgi ve saygı hiçbir zaman eksilmedi, hep arttı. Prof. Dr. Hasan Telatar, Hacettepe'deki bu uzun yıllar süresince binlerce öğrenci, çok sayıda asistan ve öğretim görevlisi yetiştirdi. Şimdi onun yetiştirdiği öğrenciler bir çok üniversitede değerli öğretim üyeleri oldular. Yazdığı eserler kılavuz olarak kütüphanelerimizde bulunuyor.
     Daha sonra Başkent Üniversitesi' nde çalışarak yine İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Bölümlerini kurdu ve çalışmalarına bu amansız hastalığı süresince de cesaret ve büyük bir özveri ile devam eti.
     Sayısız hasta bakan, memleketine, insanlarına ve çok sayıda hekime emeği geçen Prof. Dr. Hasan Telatar bu tartışılmaz ilmi değeri yanında iyi bir arkadaş ve vefalı bir dosttu. Derin bir hayat görüşü, inanılmaz espirili bir mizah anlayışı vardı. İlmi ve sosyal toplantılarda o anla ilgili fıkralarını( özellikle Karadeniz fıkralarını ) anlatır ve bizlerle birlikte tatlı tatlı gülerdi. Bu kadar fıkrayı nasıl hafızasında tutar ve o anda nasıl hatırlar hep şaşardım. Çok zarif ve nüktedan bir insandı. Bi anımızı anlatmak istiyorum. Rahmetli Prof. Dr. Şeref Zileli, Hasan Bey ve Ferzan Hanım'la birlikte bir kongre sonrası Kopenhag'ta gezinti yapmış ve parkta meşhur, denizcileri bekleyen bronz Denizkızı heykelinin önünde birlikte resim çektirmiştik. Yıllar sonra birlikte tekrar o resme bakarken " Hasan Bey bu kadar yıl sonra biz pek değişmemişiz değilmi?" diye sorduğumda gene tatlı tatlı gülerek cevap verdi. "Doğru söylemek gerekirse burada değişen tek şey aramızdaki Denizkızı."
     Hastalığı ilerleyip Başkent Üniversitesi'nde yatarken kendisini ziyaret ettim. Bunun onu son görüşüm olduğunu biliyor ve derin üzüntü duyuyordum. Onu daha fazla yormak istemeyip Allaha ısmarladık diyerek ayrıldım. Ancak asansöre binerken beni çağırttı. Tekrar odasına girdiğimde bana; sana yine bir fıkra anlatacağım diyerek başladı ve bunun bir veda mesajı olduğunu daha sonra anladım. Bu onu son görüşüm oldu. Tanrı rahmet eylesi. Eminim şimdi bizi, kendisini çok seven ve sayan insanları görüp yine gülümsüyordur.
     NOT: Başkent Üniversitesi'nde yapılan bu çok anlamlı ve duygu dolu veda törenini düzenleyen Sayın Prof. Dr. Mehmet Haberal ve onun şahsında Başkent Üniversitesi'nin değerli mensuplarına en içten teşekkürlerimi sunarım.
Hasan ağabeyi yaşatmak

Prof Dr. Mehmet Haberal
     Yaşadığımız dünyada zaman gelince ayrılış, hepimiz için o bir şaiirin dediği gibi " her ölüm erken ölümdür" ama er yada geç, her canlının bir gün mutlaka, fiziksel varlığının sona erip yeniden "yaşayacağı" tanrısal bir gerçektir.
     Hepimiz böyle biliriz, böyle kabulleniriz yaşamdan ayrılışı; ancak her ölümün acısı aynı duygularla içimize oturmaz. Atalarımızın dediği gibi, " ateş düştüğü yeri yakar", ama düşen ateş Hasan TELATER gibi bir dost, bir ağabey, bir arkadaş, bir gönül yoldaşıysa, bu ateş ülkemizin yetiştirdiği ender insanlardan birinin ateşiyse, o biricik insanın ateşiyse o ateş bir başka yakıyor.
     Kişisel kaybımızı kendimize saklarız, içimize bastırırız; ama ülke için kaybını hiçbir biçimde saklayamayız. Hasan Hocamız, bu ülkede yetişmenin, bu ülke tarafından yetiştirilmenin erdemini yaşamış, minnet duygusunun bedelini cömertçe ödemiş bili,m adamlarımızdandı. "İlim Çin'de olsa gidin, öğrenin. Hayatta gerçek mürşit ilimdir" öğütlerine uyarak ülkemiz için genç Cumhuriyetine Batı'nın modern tıp bilimini getirmek için ABD'de eğitimini tamamlar tamamlamaz ülkemize dönmesi, kendisini yetiştiren ülkenin insanlarına hizmet etmek için canla başla didinmesi, unutulmaz, unutturulamaz bir erdemdir bizin için.
     Hasan Hocamız, bütün birikimini genç kuşaklara aktarırken ki özverisini yaşarken, mütevazı kişiliğiyle engin, ruh zenginliğiyle de bizlere örnek olmuştur. Çünkü o genç cumhuriyetin neye gereksinim duyduğu, yoksulluklar içinde öğrenmişlerdendi. O nedenle Türkiye'de modern anlamda birçok kurumun öncüsü, kurucusu, geliştiricisi ve yaratıcısı olmuştur.
     Hepimiz biliyoruz ki, bunlardan biri ve en sonuncusu Başkent Üniversitesi'dir. Bu üniversitenin oluşturulmasında onun varlığı, yapıdaki çimentonun rolü gibiydi; birleştirici, kaynaştırıcı, pekiştirici, Üniversitemizin kurucusu, kurucular başkanı olmasının yanı sıra Tıp Fakültesi'nde Dahili Tıp Bilimleri'nin, İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji bilim dallarının başkanlığı görevini üstlenmişti. Bizlere katkı olarak bıraktığı ikiyüze yakın bilimsel eserin, nice görevler arasında, nasıl bir çabayla ortaya çıktığına tanık olan şanslı insanlardanım. O nedenle içtenlikle bir kez daha söyleyebilirim ki, aman vermez hastalığa yakalanana kadar sorumluluklarının öncü insanı olmaktan asla yılmaya kişiliğiyle de bizlere örnek olmuştur.
     Hasan Hocamız ülkesine hizmet etmeyi yaşam biçimine dönüştürmüş insanlarımızdandı. Çağdaş Türkiye'nin ne özveriyle kurulduğunu, Atatürk düşüncesin,n nasıl büyük, nasıl üretken bir Türkiye'yi ve nasıl bir vatandaş bilincini hayal ettiğini, öngördüğü; o "ilk saatin", genç cumhuriyetin bekçiliğini bir yaşam görevine dönüştürmüş, bu tutumdan asla ödün vermemiş kişiliğiyle de bizlere örnek olmuş bir insandı.
     Tesellimiz onun kuruluşuna katıldığı bu kurumların, onun idealini hakkıyla temsil edecek, onu hayal ettiği Türkiye'nin yaratılmasında üstüne düşecek görevi hakkıyla yerine getirecek sorumlulukta olmasıdır.
     Hasan Hocamız, kurduğu bu kurumlarla, yetiştirdiği yüzlerce öğrencisinin başarısıyla, örnek olduğu kişilerin eserleriyle yaşayacaktır.
     Hasan Ağabey de bizden bunu beklerdi.
     Ruhu şad olsun.